16 Nisan 2018

David Eddings - Kehanetin Oyuncağı (Belgariad - 1. Kitap)

Amerikalı fantastik romanlar yazarı David Eddings’in yıllar önce iki üçlemesini okuyup çok beğenmiştim. Fantastik romanları yeniden okuma isteği doğarken, David Eddings’in en çok okunan, bilinen ve beğenilen serisi ile başladım.

Başta beş kitaptan oluşan Belgariad ve diğer serileri olmaz üzere Edding’in fantastik dünyalarında en sevdiğim kısım okuru kurmaca dünyasına götürmeden önce ona bir yol haritası vermesidir. Mesela Belgariad başlarken yazar ona mitoloji tadında bir öykü anlatıyor. Anlattığı bu efsane bana İskandinav mitolojisini hatırlattı. Bir de olaylar gelişirken, kahramanlar seyahat ederken onları takip edebileceği bir harita veriyor.

Belgariad serisinin birinci kitabının girişinde David Eddings olayların en başını öyle anlatıyor: Başlangıçta yedi tanrı vardı ve bunlar dünyayı yaratıyorlar. Her birinin kendisine bağlı bir ırkı var, biri hariç. İnsanlardan uzakta yaşayan tanrı Aldur bir gün güzel ve çok güçlü bir taş yapıyor. İşte bütün olaylar bundan sonra başlar. Torak isimli başka bir tanrı bu taşın cazibesine kapılır ve onu çalar. Bu olaydan sonra hem tanrılar hem de onlara bağlı halklar arasında savaş başlar. Bu savaş sırasında Torak yeryüzünü yıkmaya çalışırken, Taş canlanır ve tanrıların en güzeli olan Torak’ın vücudunun bir tarafını yakar.

Torak buna rağmen taştan vazgeçmez. Taşı bir kulede saklar. Aldur’un müridi ve öğrencisi büyücü Belgarath ile Kral Çerek taşı geri alırlar. Bu olaydan sonra dünyanın daha fazla yıkıma uğramaması için tanrılar yeryüzünden çekilirler. Dünyayı Torak’tan korumanın tek yolu ise Taş’ı korumaktır. Bu işi de Belgarath ve kızı Polgara üstlenir. Bin yıllar geçmesine rağmen de görevlerine devam ederler.

Kitap yukarıda çok özet olarak verdiğim böyle bir efsane ile başlıyor. Tabii yıllar geçmiş ve dünya üzerinde yeniden bir hareketlenme başlamıştır. Yaşanabilecek kötü olayları önlemek için bir grup bu görevi üstlenir.

Bu görevle yola çıkan grup aynı zamanda kitabın ana karakterleridir: Bay Kurt, Pol Teyze, Garion, Barak, İpek ve Durnik. Hiçbiri göründüğü kişi değildir. Her birinin özellikleri, sırları ve gerçek kimlikleri kitap ilerledikçe ortaya çıkıyor.

BELGARİAD DÜNYASI

David Eddings başta da bahsettiğim gibi ayrıntılı bir fantastik dünya kuruyor okur için. Tanrılar dünyadan ayrıldıktan sonra ülkelerin nasıl kurulduğunu şöyle anlatıyor:

“Sonra Çerek oğullarını kucakladı ve bir daha görüşmemek üzere onlardan ayrıldı. Dras kuzeye gitti ve Mrin nehrinin kıyılarına yerleşti. Boktor'da bir şehir kurdu ve ülkesinin adına Drasniya dedi. O ve çocukları kuzey bataklıklarını kolladılar ve düşmanın geçmesine izin vermediler. Algar halkıyla birlikte güneye indi ve Aldur nehrinin suladığı ovalarda atlar buldu. Atları ehlileştirip sürmesini öğrendiler ve insanın tarihinde ilk kez atlı savaşçılar ortaya çıktı. Ülkelerine Algarya dediler ve sürülerini güderek göçebe hayatı yaşamaya başladılar. Çerek yalnız başına ve oğullarından ayrılmanın üzüntüsüyle Val Alorn'a döndü. Uzun savaş gemileri yaparak denizlerde kol gezdi ve düşmanları denizlerine sokmadı.”


Kitaptaki dünya o kadar ayrıntılı ki başlangıçta okur bu kadar çok ülke ve halkı karıştırabilir. Ancak bu kadar fazla ve ayrıntılı olması da romanı ilginç ve güzel kılan yönlerinden biridir.

Kitapta geçen birkaç ülke ve halk ise şöyle: “Sendarya krallığı, diğer krallıkların aksine çeşitli ırklardan insanların bir arada bulunduğu bir yerdi. Çerekler, Algarlar, Drasniyalılar, Arendler, hatta önemli miktarda Tolnedralı kaynaşarak Sendar ülkesinin çekirdeğini oluşturmuşlardı. Arendler çok cesurdular tabii ki, ama aynı zamanda da kalın kafalılıkları meşhurdu.”

Yazar aynı zamanda her bir halk için bir özellik belirlemiş. Mesela Sendarlar barışçıl ve genellikle çiftçilik ve ticaretle uğraşırlar. Çerekler savaşçı bir ırk, kuzeyde soğuk bölgede yaşar ve iri cüsselidirler. Algarlar atları eğitmeleri ile bilinirler. Drasniyalılar hileyi iyi bilir ve daha çok casusluk faaliyetlerinde öne çıkmışlardır.

Her fantastik romanda iyiler olduğu gibi bir de kötüler ve karanlık güçler de vardır. Bu kitapta da onlar Torak’ın halkıdır ve ismi de Angaraklardır.

“Angaraklar beş kabiledir," dedi Barak yerine oturup kılıcını bilemeye devam ederek. "Murgolar, Thullar, Nadraklar ve Malloryalılar; bir de Grolimler tabii. Dört doğu krallığında yaşar bunlar: Mallorya, Garog Nadrak, Mishrak aç Thull ve Cthol Murgos."
"Peki Grolimler nerede yaşıyor?"
"Onların özel bir yeri yok," dedi Barak ciddi bir ifadeyle. "Grolimler Tekgöz Torak'ın rahipleridir ve Angarakların yaşadığı her yere dağılmışlardır. Torak'a kurban törenlerini onlar düzenler. Grolim bıçakları bir düzine Vo Mimbre'den fazla Angarak kanı dökmüştür herhalde."

Bu fantastik dünyanın tanrılarının isimleri ise şöyle anlatılıyor: "Tanrıların sayısı yediydi ve hepsi eşitti ve isimleri Belar ve Chaldan ve Nedra ve İssa ve Mara ve Aldur ve Torak'tı."

BELGARİAD - 1. KİTAP - KEHANETİN OYUNCAĞI

Birinci kitapta olaylar bir çiftlikte başlar. Pol Teyze bu çiftlikte aşçıbaşı olarak çalışıyor ve Garion isimli bir çocukla birlikte yaşıyor. Bu kitapta en başta hiçbir kimse göründüğü gibi ve göründüğü kişi değildir. Sayfalar ilerlerken Bay Kurt, Pol Teyze, Garion, Barak, İpek ve Durnik’in gerçek kimlikleri ortaya çıktıkça da okurun şaşkınlığı hem artacak hem de daha fazla zevk almaya başlayacaktır.

Yine bu kitapta birçok bilinmeyen vardır. Birkaçını okurun tahmin etme imkânı var. Bazılarını ise devam kitaplarında öğrenecektir. Mesela bu altı kişilik grup bir şey çalan birinin peşindedir. Ancak çok tehlikeli olduğu için kim olduğu ve neyi çaldığı pek dile getirilmez. En iyi tahmini yapmak ise okurun dikkatine bağlıdır.

BÜYÜ YOKTUR, İRADE VE SÖZ’ÜN GÜCÜ VARDIR

Fantastik romanlarda genellikle büyü ve büyücüler olur. Yüzüklerin Efendisi’ndeki Gandalf’ı ve Shannara’daki Druid Allanon’u hatırlayın. Bunlara benzer birçok karakter vardır. Bu kitapta da yedi bin yıldır yaşayan Büyücü Belgarath var. Ancak o kendi yaptığına büyücülük demiyor. Eddings büyüye seride farklı bir yaklaşım geliştirmiş. Bunu, Belgarath’ın kendisi şöyle açıklıyor:

“Nereden başlayacağını bilemiyordu, o yüzden dolambaçlı yoldan yaklaşmaya çalıştı. "Pol Teyze Martje'nin gözlerini nasıl açtı?"
"İrade ve Sözle," dedi Kurt; uzun cübbesi sert rüzgârda dalgalanıyordu. "Zor bir şey değil."
"Anlamıyorum," dedi Garion.
"Bir şeyin olmasını istersin," dedi ihtiyar, "sonra da sözü söylersin, iraden yeterince güçlüyse olur."
"O kadarcık mı?" dedi Garion biraz hayal kırıklığıyla.
"O kadar," dedi Kurt.
"Peki söz büyülü bir söz müdür?"
Kurt kış denizinde ışıldayan güneşe bakarak güldü ve "Hayır," dedi. "Büyülü söz diye bir şey yoktur. Bazı insanlar var zanneder, ama yanılırlar. Grolimler garip sözler kullanır, ama bu gerekli değildir aslında. Her söz olur. Önemli olan iradedir, Söz değil. Söz iradenin yoludur sadece."

"Ben hep büyünün uzun büyülü sözler ve garip işaretlerle filan yapıldığını zannederdim," dedi Garion.
"Bunlar gözbağcıların ve şarlatanların numaraları," dedi Kurt. "Gösteri yapıp basit insanları etkiler ve gözlerini korkuturlar, ama büyülü cümlelerin ve efsunlu işaretlerin işin aslıyla bir ilgisi yok. Her şey iradededir, iradeni yoğunlaştır ve Sözü söyle, olur. Bazen bir el hareketinin faydası olabilir, ama şart değildir.”

FANTASTİK DÜNYADAKİ GERÇEKLER VE BİRKAÇ ALINTI

Bu bir fantastik roman ama içinde gerçek yaşamın ta kendisinden alıntılar da var. Biri şöyle:

“Bay Kurt'a, "İnsanlar niye bu kadar mutsuz?" diye sordu.
"Çok katı ve talepkâr bir tanrıları var da ondan," dedi Kurt.
"Hangi Tanrı?" diye sordu Garion.
"Para," diye cevap verdi Kurt. "Para, Torak'tan bile beter bir tanrıdır."


"Bir sürü tuhaf şey söyleyeceğim," diye devam etti İpek. Hızlı hızlı konuşuyordu ve gözleri parıldıyor, burun kanatları seğiriyordu. "Hiçbirine aldırma ve sakın şaşırdığını belli etme. İkimizi de dikkatle izleyecek."
"Yalan mı söyleyeceksin?" Garion hayretler içindeydi.
"Adettendir," dedi İpek. "O da yalan söyleyecek. En iyi yalan söyleyen pazarlığı kazanır."


"Sen çok okuyorsun Anheg," dedi Pol Teyze.
"Vakit geçirmek için Polgara," dedi Anheg gülerek. "Aksi takdirde vaktimi kontlarımla içerek geçirmem gerekir ki, midem bunun için fazla hassaslaştı; kulaklarım da. Sarhoş Çereklerle dolu bir salondan ne kadar gürültü çıktığını biliyor musun sen? Kitaplarım bağırıp çağırmıyor, böbürlenmiyor, masaların altına devrilip horlamıyor. Çok daha iyi arkadaş onlar."

David Eddings
Kehanetin Oyuncağı
Belgariad - 1. Kitap
Özgün adı: Pawn of Prophecy
Çev: Bülent Somay
Metis Yayınları
256 sayfa.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder