19 Aralık 2017

William Shakespeare - Fırtına

“Fırtına”, ünlü İngiliz oyun yazarı William Shakespeare’in, son oyunu olarak biliniyor. Konusu ise iktidar ve güç uğruna kardeşin kardeşe ihaneti, kötü ile iyiliğim mücadelesi, aşk ve sonunda da romantik bir şekilde iyinin kötüyü affetmesini işliyor.

Oyundaki ana karakterler ve kişiler şöyle:

ALONSO, Napoli Kralı
SEBASTİAN, Alonso’nun kardeşi
PROSPERO, gerçek Milano Dükü
ANTONİO, Prospero’nun kardeşi; kardeşinin hakkı olan Dukalık mevkiini zorbalıkla alan Milano Dükü
FERDİNAND, Napoli Kralı’nın oğlu
GONZALO, namuslu, yaşlı bir Meclis üyesi
CALİBAN, köle; vahşi ve çarpık bir yaratık
MİRANDA, Prospero’nun kızı
ARİEL, Uçarı bir peri

Oyunun konusu kısaca şöyle: Milano Dükü Prospero, kardeşinin ihaneti sonucu mevkiini kaybediyor. Hâlbuki o yönetimden elini eteğini çekmiş, kendisini okumaya ve kitaplarına vermişti. Yönetimi kardeşi Antonio’ya vermişti. O ise bu durumu kullanarak ayrıca Napoli Kralı Alonso ile de işbirliği ederek Milano dukalığını ele geçiriyor. Prospero ve kızı Miranda ise bir tekneyle denize bırakılır ve bir adaya çıkarlar. Burada 12 yıl yaşayacak ve sonunda da dukalığını geri almak için plan yapacaktır.

Prospero kendisini kitaplara veren bir adamdır ve bu kitaplardan da büyücülüğü öğrenir. Geldikleri adada ise kendilerinden başka sadece bir kişi var. Ölen bir cadının canavara benzeyen bir oğlu Caliban. Prospero ona bir şeyler öğretmeye ve “insan” yapmaya çalışsa da o da karşılığında kızına tecavüze kalkışır. Oyunda iyiliğe kötülük ile karşılık veren ikinci kişi.

Oyun açılırken fırtına ile açılır. Napoli Kralı Alonso, kızını Tunus’ta evlendirmiş ve geri dönüyor. Prospero’nun da mahareti sonucu fırtına çıkar, hiç kimse ölmese de hepsi adaya vurur. İşte Prospero’nun planı bundan sonra başlar.

Fırtına sırasında yaşlı bir lord olan Gonzalo ile gemici arasında şöyle bir diyalog geçer. Gemide hepsi soylu insanlardır ve kendilerine böyle davranılmasını isterler. Ancak basit bir denizci onlara nasıl aciz olduklarını, bu soyluluk, mevki ve paralarının fırtınayı durdurmaya bile yetmediğini yüzlerine vuruyor.

“GONZALO
Bak dostum, gemide kimler olduğunu unutuyorsun galiba.
LOSTROMO
Kendi canımdan çok sevdiğim kimse yok. Siz meclis üyesi olarak şu doğa güçlerini susturun, dalgaları da yatıştırın, söz veriyorum biz de tek bir halat daha çekmeyiz; kullanın yetkinizi. Yok yapamıyorsanız, hala sağ kaldığınıza şükredin ve kamaranızda kendinizi felakete hazırlayın. Hadi arkadaşlar, dayanın! Çekilin yoldan dedik!” (s. 16)

Bu “soylu” kalabalık adaya sağ çıkmıştır ama şeytanlıkları yine işbaşı yapar. Özellikle kardeşinin dukalığını elinden alan Antonio bu sefer de Kral Alonso’nun kardeşi Sebastian’ın aklını çeler. Kardeşini öldürmeye, tahtını ele geçirmeye ikna eder onu.

“Ah, benimle aynı kafada olsan;
Yükselmen için şu uykudan alası olamazdı!
Beni anlıyor musun?
SEBASTIAN
Sanırım evet.
ANTONİO
Peki, kısmetin bu kadar yakın oluşuna ne diyorsun?
SEBASTIAN
Hatırladığıma göre,
Sen de kardeşin Prospero'nun yerine geçmiştin.” (s. 59  - 60)

Ancak, “kötüler” istedikleri kadar plan yapsınlar, adanın sahibi, büyücü Prospero’nun kendi planı var. Ne onların bir birine zarar vermesine izin verecek ne de kendisi onlara bir şey yapacaktır. Planında bir de soylu ve romantik bir kısım var. Kendisi yeniden Milano Dükü olacak diğer yandan ise kızı ile Napoli kralının oğlu arasında ilk görüşte bir aşk başlar. Her türlü kötülükten arınmış, saf bir aşk. Prospero ise kendilerine karşı yapılan bütün kötülüklere ise şöyle cevap verecektir:

“Bana yaptıkları hainlikler içime işledi;
Ama akıl denen o soylu yetiyi kullanarak
Öfkeme karşı direniyorum.
Bağışlama, intikamdan daha yüce bir davranıştır.
Pişman oldularsa, planı uygulamak bir yana,
Surat bile asmaya gerek yok artık.” (s. 108)

William Shakespeare’nin “Fırtına” başlıklı oyunu boyunca iyiler hep iyiliğini koruyor, kötüler ise sürekli hain planlar yapar, hiç vazgeçmezler. Cadının şeytanla birleşmesinden olduğu söylenen yarı canavar bir yaratık olan Caliban böyle bir karakterdir. Onlara karşı ise Prospero’nun sürekli iyiliği galip gelir.

Oyun, Prospero’nun öğüt gibi güzel sözleriyle sona erer.

SONSÖZ
( Prospero konuşur.)
Ne kadar büyüm varsa
Artık uçtu yok oldu,
Banaysa kala kala
Kendi cılız gücüm kaldı.
Karar sizlerin şimdi:
İster burada tutarsınız beni,
İster Napali'ye yollarsınız geri.
Ama madem dukalığımı aldım,
Sahtekarı da bağışladım,
Yeter bu çorak adada kaldığım,
Büyünüzle sımsıkı bağlandığım.
Çözün bağlarımı, salıverin beni
Çırpın o güzelim ellerinizi.
Soluğunuzun tatlı rüzgarıyla
Dolsun ki yelkenlerim daima,
Yanda kalmasın hiç seferim;
Çünkü sizi hoşnut etmek hedefim.
Ne perilerim kaldı buyruğuma uyacak
Ne de sanatım, kimseyi afsunlayacak;
Yani sonum perişanlık bu durumda,
Tabii, dualarınızın desteği olmazsa.
Merhamet duaya hiç dayanamaz çünkü,
Hemen bağışlar kusurların tümünü.
Siz gelin hoşgörün, salıverin beni;
Bağışlanmak isteyen bağışlamayı bilmeli
(Çıkar.) (s. 123 124)

William Shakespeare
Fırtına
Özgün adı: The Tempest
Çev: Bülent Bozkurt
3. Basım
Remzi Kitabevi
İstanbul
2000
128 sayfa.

2 yorum: