23 Ağustos 2017

Jorge Luis Borges: Hayal Ustası, Fikir İşçisi (Notos 54)

Arjantinli yazar Jorge Luis Borges, şimdiye kadar okuduğum ve hayal gücü çok geniş olan yazarlardan biridir. Borges daha çok öyküleri ile tanınır. Ayrıca Borges’in derlediği ve fantastik öykülerden oluşan Babil Kitaplığı kitap dizisini de çok seviyorum.

Notos Öykü dergisi de 2015’te yayınlanan 54. sayısında Borges’i kapak konusu olarak seçmişti. Dergide Borges’le ilgili çok farklı makaleler ve söyleşiler yer alıyor. Bu büyük yazarın hayatı, eserleri ile ilgili geniş bilgi veriyor.

Borges, derginin kapağında da belirtildiği gibi bir “hayal ustası”dır. Ancak bununla birlikte Borges’i Borges yapan şey hayal gücü ile yanaşı okuduklarıdır. Babil Kitaplığı derlemelerinin girişindeki yazıda hep vurgulanan şey, Borges’in yazarlığında en önemli etkenin çalıştığı ve uzun süre müdürlüğünü yaptığı, geniş koleksiyona sahip olan Buenos Aires'teki Ulusal Kitaplık olduğudur. Aslında Borges’in büyük usta olmasında iki etken var: Biri hayal gücü, ikincisi ise okudukları. Bunu kendisi şöyle anlatıyor:

HAYAL GÜCÜ ÜSTÜNE

“Hayal gücü Esas Olan'dır. Fiziksel cesaretten çok daha önemlidir. Yazmak için hayal gücü, duygu ve his gerek. En azından ben hayal gücü olmadan, duygu olmadan yazamıyorum. Bende biraz hayal gücü var - bir parça da olsa. Yine de yazdıklarımın çoğu okuduklarımdan geliyor.” (Borges Borges’i Anlatıyor, s.43)

Notos dergisi de Borges’le ilgili çeşitli yıllarda yayınlanan makaleleri bu sayısında Borges severlere sunuyor. Dergideki bütün Borges yazılarını okudum ve dikkatimi çeken ve not aldığı kısımları da bu yazıda aktarıyorum.

Borges’in Kum Kitabı, Babil Kitaplığı, Ölümsüz ve Alef gibi öykülerini okudum. Tabii okunacak pek çok kitabı ve öyküsü daha var. Ancak dergideki bir makalede Borges’in en önemli ve öne çıkan öyküleri şöyle sıralanıyor:

 Babil Kitaplığı, Ölümsüz, Tlön, Uqbar, Orbis Tertius, Alef, Yolları Çatallanan Bahçe.

Ayrıca Borges Kafka’nın öykülerini çok seviyordu. Kafka'dan en çok sevdiği öykü ise Çin Seddi (s. 25) başlıklı öyküdür. Babil Kitaplığı derlemesinde “Akbaba” başlığı ile basılan Kafka öyküleri arasında bu öykü de bulunuyor.

BORGES VE KAFKA’NIN KARŞILAŞTIRILMASI

“Borges kaynaklarını ve alıntılarını itiraf etmekten hiçbir zaman çekinmez, çünkü ona göre kimse edebiyatta özgünlük iddiasında bulunamaz; bütün yazarlar öyle ya da böyle evrensel ruhun sadık yazmanlarıdır, önceden var olan arketiplerin çevirmenleri ve yorumcularıdır. (Nitekim "gizli cemiyet"in gayrişahsi ve kalıtsal ürünü olan Tlön bu fikre dayanır; keza kusursuz okur olarak yazarı simgeleyen Pierre Menard da.) Borges eleştirmenlerce sık sık Kafka'yla karşılaştırılır, ki onu İspanyolcaya ilk çevirenlerden biridir. Kuşkusuz, Kafka'dan en çok sevdiği öykü olan Çin Seddi'nin izini "Babil Piyangosu"nda ve "Babil Kütüphanesi"nde görürüz; aralarındaki başlıca benzerlik, anlatıcıların imkansız bir konuyu incelemekteki acıklı yetersizliğidir; ayrıca sonsuzluk fikri, evrendeki hiyerarşi, beraberinde gelen sonsuza gerileme de benzer izleklerdir. Ancak iki yazar arasındaki farklar, benzerliklerden belki de daha önemlidir. Kafka'nın kılı kırk yararak kapsamlı bir şekilde yozlaşmayı resmettiği sabit tabloları, bir anlama indirgenemeyen esrarengiz durumları Borges'in kısa ve özlü ama muazzam anlamlı teoremleriyle, her şeyi birbirinin içinde eriten mantık yürütme gücüyle kuvvetle ters düşer. Kafka romanlar yazdı, Borges ise roman yazamadığını açıkça itiraf etmiştir; minyatür biçimleri, Poe'nun "dünyevi alakalar"ı dışarıda bırakarak oluşturduğu meşhur etki birliği ve kısalık ilkeleri uygulanarak gerçekleştirilmiştir.” (James Irby, Bir Borges Portresi, s. 25)

“Borges geçtiğimiz yüzyılın en etkili edebi kişiliklerinden biri, hatta kimilerine göre İspanyol edebiyatında Cervantes'ten sonra gelen en önemli yazar. O da tüm büyük yazarlar -sevdiği ve etkilendiği Shakespeare, Edgar Allan Poe, Franz Kafka, H.G. Wells vd - gibi yazdıklarıyla kendi dilinin ulusal sınırlarının ötesine geçmiştir.” (Murat Gülsoy, Bu Sayfalardan Yansıyanın Hangimiz Olduğuna Emin Değilim, s.30)

Borges’le ilgili çok ilginç bir anıya ise dergideki bir makalede yer veriliyor. Anıyı Borges’in annesi Leonor Acevedo de Borges, “Georgie" başlıklı yazısında aktarıyor. Bu anı aynı zamanda Borges’in nasıl fantastik öyküler yazmaya başladığı ile ilgilidir. Borges’in annesi Leonor Acevedo de Borges şöyle anlatıyor.

“...Noel arifesiydi. Georgie bize yemeğe gelecek bir misafiri almaya gitmişti. Bekliyoruz bekliyoruz Georgie gelmiyor! Deliye dönmüştüm, derken acil servisten aradılar. Kocamla hemen yola koyulduk. Asansör çalışmadığı için çok hızlı biçimde merdivenlerden çıkmış ve açık bir pencereyi fark etmemiş, pencerenin camı başına girmiş. Yaralan hala durur. Yara dikilmeden önce iyi temizlenmediği için ertesi gün ateşi 40'a çıkmıştı. Ateşi düşmedi ve en sonunda gecenin bir vakti ameliyat olmak zorunda kaldı. İki hafta boyunca yaşamla ölüm arasında gidip geldi, başta ateşi sürekli 40-41 dereceydi; iki haftanın sonunda biraz düşmeye başlayınca, bana "bir kitap oku, bir sayfa oku" dedi. Sayıklıyor, kapıdan hayvanların girdiğini görüyordu vb. Ona bir sayfa okudum ve bana şöyle dedi: "Tamam. - Nasıl tamam? - Delirmeyeceğimi biliyorum artık, kesinkes anladım." Eve dönünce, ilk kez bir fantastik öykü yazmaya başladı. Yıl 1938'di, demek ki 39 yaşındaydı. Kaldı ki, ona klinikte okuduğum bir sayfa Bradbury'nin Mars Yıllıklan'ndandı (sonradan bu kitaba bir önsöz yazdı). Ondan sonra, fantastik öyküler yazdı sadece, bu metinler beni biraz korkutur çünkü pek iyi anlayamıyorum onları. Günün birinde ona şöyle dedim: "Neden artık eskisi gibi şeyler yazmıyorsun?" Bana şu yanıtı verdi: "Bırak, boşver onları." Haklıydı.” (Borges'in annesi Leonor Acevedo de Borges'in "Georgie" başlıklı yazısından bir alıntı, s. 31)

Tabii Borges’in ustalığı, hayal gücünü tamamen bu yaşadığı hastalık ve ateşli haline, olağanüstü bir duruma bağlamak yanlış olur. Ancak yine de Borges okuruna onunla ilgili bir ipucu sunuyor bu anlatılanlar.

“Borges Borges’i Anlatıyor” başlıklı makalede Arjantinli yazar, İngiliz edebiyatından övgüyle bahsediyor. Özellikle de yabancı dildeki kitapların çoğunu İngilizce çevirilerinden okuyabildiği için müteşekkir olduğunu ifade eder. Ayrıca şunları söyler: “Bütün İngiliz edebiyatı bir dizi olağanüstü düşten oluşur.”

“Bence okumak, en canlı mutluluk hallerinden biri.” (Borges Borges’i Anlatıyor, s.41)

Borges aynı yazıda ilk okumalarına da değiniyor. Onları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

Binbir Gece Masalları
İlyada ve Odysseia
Carroll – Alice Harikalar Diyarında, Aynanın İçinde, Sylvie ve Bruno
Coleridge – Kadim Denizci
Wells – Aydaki İlk İnsanlar, Görünmez Adam, Zaman Makinesi
Kipling – Orman Kitabı, Kim
Stevenson – Define Adası, Dr. Jekyll ve Bay Hyde
Poe – Gordon Pym
Joseph Conrad için ise “tüm romancılar arasında en has romancıdır” ifadelerin kullanıyor.

Dergide en çok beğendiğim, beni alıp Borges’in iç alemine götüren makale “Borges Borges’i Anlatıyor” başlıklı yazıdır. Bence Borges severler, bu yazıyı baştan sona okumalı. Ancak benim dikkatimi çeken kısımlar şöyle:

KLASİGİ KLASİK YAPAN ŞEY ÜSTÜNE

“Bence okur, okuduğunu zenginleştirmelidir. Metni yanlış anlamalıdır; onu başka bir şeye dönüştürmelidir. Kanımca Shakespeare Macbeth'i, Hamlet'i ya da Kral Lear'ı yazdığında, bunlar çok daha basitti ama artık Coleridge'den sonra, Bradley'den sonra, Goethe'den sonra bu kitaplar kuşaklar boyu okur tarafından zenginleştirildi. Bence klasik, Eliot'ın düşündüğü gibi, belli bir biçimde yazılmış bir kitap değil, belli bir biçimde okunan kitaptır. Bir klasiği okuduğunuzda her şeyin ölçülüp tartıldığını, hiçbir sözcüğün tesadüfi olmadığını düşünürsünüz. Özellikle de Kutsal Kitap'ı okuduğunuzda, Kutsal Ruh bütün işi halletmiştir diye düşünürsünüz.”  (Borges Borges’i Anlatıyor, s.43)

OKURUN KİTABA KATKISI ÜSTÜNE

“Okur çok önemli, çünkü kitap açılıp okunana dek ölü bir şeydir. Kitap şeyler arasında tek bir şeydir.
Açıp okuduğunuzda, doğru okursanız ve yazarı da doğru yazarsa, her şey bir anda Vücut bulur, kitap doğar, estetik olgu vuku bulur.

Kitap açılıp okunduğunda hayat bulur, öyle ki okur kitaba katkıda bulunmuş olur. Bence okurun rolü çok önemli; yazarla işbirliği yaparak onu zenginleştirir, çünkü yazarın amaçlamadığı pek çok şey bulur. Tıpkı çevirmenin yaptığı gibi. Çevirmen çok iyi bir yakın okumacıdır; çevirmek ve okumak arasında pek bir fark yoktur. Çeviri yaparken her cümlenin anlamını bulmanız gerekir, doğru sözcükleri ve doğru ritmi bulmanız gerekir, zira okur, bir tür okur olan çevirmen kadar büyük bir öneme sahiptir.” (Borges Borges’i Anlatıyor, s.44)

KENDİ ESERİNİ OKUMAK ÜSTÜNE

“İçten gelen bir yazma zorunluluğu hissetmiştim; yazmak zorundaydım. Yayımlamak istemedim ama yazdığınız bir şeyden kurtulmanın bir yolu da yayımlamaktır. Belki de yazmadan okumaya devam etmem gerekirdi. Affedersiniz. Kendi yazdıklarımı beğenmiyorum. Başkalarının yazdıklarını kendi yazdıklarıma tercih ederim.” (Borges Borges’i Anlatıyor, s.45)

Hayatı boyunca sürekli ve yeniden Gibbon'ın Gerileyiş ve Çöküş'ünü okuduğunu söylüyor.

Övgüyle bahsettiği tarih kitapları:

Gibbon - Gerileyiş ve Çöküş
Voltaire – Hisloire de Charles Xll (İsveç kralı XI1. Kari üstüne yazılan kitap)
Liddell Hart – Real War (Birinci Dünya Savaşı üstüne olan kitabı)

POE ÜSTÜNE

“Poe'yu Amerikalı bir yazar değil de, İngiliz bir yazar olarak görüyorum. Walt Whitman'ın aksine,
en azından hiçbir zaman Amerikalı olmaya çalışmadı. Poe'nun bu türden şeyler için kullanılabileceğini düşünmüyorum. Yalnızca hayallere dalıp bize harika düşler bırakıyordu. Polisiye öyküyü icat etti ve bu alanda çok sayıda takipçisi oldu: Chesterton belki de bunlar arasında en önemlisiydi. Ama bunların hepsi Edgar Allan Poe'dan doğdu.” (Borges Borges’i Anlatıyor, s.46)

“Etkilendiği devasa literatür ve etkilediği edebi-felsefi düşünce atlası dikkate alındığında, Alastair
Reid'in deyişiyle, "Hiç Borges okumamanın edebi anlamda bekarete karşılık geldiği”. açıktır.”  (Ceylan Öner, Borges'in Bir İcadı Olarak Borges, s. 66)

Jorge Luis Borges: Hayal Ustası, Fikir İşçisi
Notos Öykü
Sayı: 54, 2015/05
Ekim - Kasım 2015


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder