30 Ağustos 2017

Han Kang - Vejetaryen

Güney Koreli yazar Han Kang’ın Vejetaryen başlıklı romanı, üç bölümden ve bir biriyle bağlantılı üç öyküden oluşan bir kitap. 2016 Uluslararası Man Booker Ödülü’nü alan kitapta Han okura cinselliğin, şiddetin ve saplantıların sınırlarını zorlayan öyküler sunuyor. Bazı okurlar ise bu kitabı rahatsız edici, ürkütücü hatta korku unsurları da olan bir roman olarak nitelendirecektir.

Koreli yazar Han Kang, romanı farklı zamanlarda üç farklı öykü şeklinde yazdığını anlatıyor. Ancak her üç öykü de bir biriyle bağlantılıdır. Roman, Yonğhe isimli ana karakterin çevresinde gelişiyor. Kâbuslar görmeye başlayan Yonğhe, bir gün sabah uyanarak evdeki bütün etleri çöpe atar. Bundan sonra artık sadece vejetaryen yemekler yiyecektir. Kocası bu duruma tepki gösterir. Çünkü sadece Yonğhe değil, artık kendisi için de evde etli yemek pişmeyecektir.

Yonğhe’nin bu durumu kendi aldığı vejetaryen olma kararı ile ilgili değildir. Gördüğü rüyalar onu buna zorlamıştır. Rüyalarında gördüğü kâbuslar, kanlardan kurtulmak için bu yola başvuruyor. Daha doğrusu hayatından et yemeği çıkarırsa, bu rüyalardan kurtulacağını düşünüyor. Ancak gördüğü rüyalar sadece onun yemek alışkanlığını etkilemez. Artık birkaç dakikadan daha fazla uyuyamıyor, giderek zayıflıyor, evlilik hayatını da olumsuz etkiliyor.

İlk öyküyü Yonğhe’nin kocası Conğ anlatıyor. Eşinin ani değişimlerinden birini şöyle iletiyor okura:

“Yine de kafama takılan asıl konu artık benimle seks yapmak istememesiydi. Karım hep homurdanmadan bedenimin arzusuna cevap verir, kimi zaman önce davranıp el yordamıyla bedenime dokunduğu da olurdu. Ancak artık elim ne zaman omzuna dokunsa sessizce bedenini geri çekiyordu. Bir ara bunun sebebini sordum.
“Sorun ne?”
“Yorgunum.”
“İşte bu yüzden et ye diyorum. Et yemediğin için gücün yok. Eskiden böyle değildin.”
“Aslında…”
“Ne?”
“… koku yüzünden.”
“Koku mu?”
“Et kokusu. Bedeninden et kokusu geliyor.”
Kaba bir kahkaha patlattım.
“Demin duş aldığımı görmedin mi? Neremden koku geliyor ki?”
Cevabı gayet ciddiydi.
“Ter gözeneklerinin her birinden.”

Conğ, Yonğhe ile evlenmiştir ama ne çok güzel olduğu,  ne de başka bir üstün özelliği için. Eşini tarif ederken, “O benim, dünyadaki en sıradan kadınımdı.” der sürekli. Aslında onunla evlenmesinin sebebi de en sıradan kadın olmasındandır.

Bu Koreli çiftin evliliklerinde kadının aniden vejetaryen olmasından dolayı çıkan sorunları damat Conğ, karısının ailesine anlatıyor. Onlardan eşini vazgeçirmelerini ister. Olaya Yonğhe’un annesi, babası, ablası da karışır. Hatta ablasının yeni aldığı evde yaptıkları ilk yemekte bir Kore ailesindeki ilişkileri görüyoruz.

Otoriter bir baba, özellikle Yonğhe’ye çocukluğunda çok şiddet uygulamıştır. Bunun izleri halen devam ediyor. Bütün aile hep birlikte Yonğhe’ye et yedirmeye kararlıdır. İkna, korkutma, zorlama ve şiddet dozunu giderek artırır bu sahnelerde.

Ancak aileden hiç kimse kızlarının neden bu hale geldiğini, neden et yemediğini, neden hayattaki birçok şeyden soğuduğunu anlamaya çalışmaz. Sormazlar bile. Yonğhe’nin rüyalarından bahsetmesini ise kimse dinlemez ve ciddiye almaz.

Romanın ana karakteri Yonğhe’nin çocukluğundan birçok anıyı da aktarıyor bize Güzey Koreli yazar Han. En dehşet vereni ise ailesinin sahip olduğu ve Yonğhe’yi ısıran bir köpeğe babasının yaptıklarıdır. Şiddet ve kan dolu, bu sahne okuru rahatsız edecek türdendir. Ancak yazar bu olayı okura o tüm sürrealist haliyle başarıyla aktarıyor.

Yonğhe ise çocukluğundan bu yana yaşadığı travmalar sonucu ortaya çıkan sıkıntısını sonunda şöyle dile getiriyor:

“Ağrıyan göğsüm. Karın boşluğumda bir şey asılı duruyor. Ne olduğunu bilmiyorum. Her zaman orada duruyor. Artık sutyen takmasam da yumru orada hissediliyor. Ne kadar derin nefes alsam da göğsüm rahatlamıyor. 
Bir haykırış, yakarış, kat kat birleşiyor ve oraya yapışarak sabitleniyor. Et yüzünden. Çok fazla et yedim. O hayatlar bozulmadan orada asılı. Kesinlikle. Kan ve etlerin hepsi sindirilip vücudumun her köşesine yayılmış, tortusu dışa atılmıştır, ama o hayatlar ısrarla karın boşluğuma yapışmış duruyor.”

Romanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde ise daha çok Gim Yonğhe’nin ablası Gim İnhe ve onun sanatçı eşi ile ilgilidir. Yonğhe’nin hem akıl, hem de beden sağlığı giderek bozulur. Daha az yemeğe ve insanlarla daha az iletişim kurar. Ablasının eşi ise ilk defa baldızının bacağında bir doğum lekesi olduğunu öğrenir ve bunu saplantı haline getirir. Bu kısımda cinsellik, eniştenin baldız saplantıları ve Yonğhe ile ilişkisi zirve noktaya ulaşmıştır. Enişte ise bu saplantılarını “sanatçı ruhunun yeni ve evrim geçirmiş bir hali” olarak görüyor.

Yonğhe’nin sıkıntıları sonucu ailesi yıkılmış, eniştenin ise baldız saplantıları sonucu da ablasının ailesi parçalanmıştır. Geriye abla Gim İnhe ve halen yemek yemeyen ve akıl sağlığı giderek bozulan Gim Yonğhe kalmıştır. Ablası ise diğer aile fertlerinden farklı olarak kardeşini halen bırakmaz, ona yardım etmeye çalışır ve çabalar. Bir yandan da çocukluklarını, kardeşinin gördüğü şiddeti hatırlar.

“Babasının ağır tokadı bir tek Yonğhe’yi hedef alırdı. Erkek kardeşi Yonğho zaten mahalledekiler tarafından tartaklanan bir velet olduğundan daha az acı çekmiştir diye düşünmüştü. Kendisiyse, yorgunluktan bitap düşen annesinin yerine sulgug pişiren en büyük kız evlat olduğundan, babası belli etmese de ona karşı dikkatli davranırdı. Uysal ama inatçı olan babasının gönlünü hoş tutmayı beceremeyen Yonğhe herhangi bir direniş göstermeyip yalnızca tüm bu şiddeti iliklerine kadar kabul etmiş olmalıydı.”

Abla İnhe’nin de artık mücadele gücü kalmamıştır. Çevresini, yaşananları ve yaşamını sorgular. Ailesini, çocukluğunu, çocukluğunda kardeşinin gördüğü şiddeti, kocasının kardeşine yaptıklarını ve git gide kardeşinin durumunun kötüleşmesi ona şunları düşündürür:

“Ansızın bu dünyada hiç yaşamamış olduğu hissine kapılması onu şaşırtmıştı. Bu doğruydu. Hiç hayatını yaşamamıştı. Hatırlayabildiği çocukluk döneminden beri yaptığı tek şey sadece sabretmekti. İyi bir insan olduğuna inanmış ve inandığı gibi kimseye bir zararı da olmamıştı. Hep dürüsttü, kendi çapında başarılı olmuştu ve bir süre böyle devam edecekti. Ancak bu, anlaşılamaz bir durumdu. Çürüyen barakalar ve büyüyen otların önünde o, hiç yaşamamış küçük bir çocuktan ibaretti.” 
Yorucu hayatının bir tiyatro oyunundan ya da korkunç bir hayaletten öteye gitmediğini anlamıştı. Yanıbaşında öylece duran ölümün yüzü, uzun zaman önce kaybolup sonra geri dönen bir akraba gibi tanıdıktı.”

KAFKA’NIN DÖNÜŞÜM’Ü İLE HAN’IN VEJETARYEN’İNİN BENZERLİKLERİ

Bu romanı okurken, bana sürekli Franz Kafka’nın Dönüşüm’ünü hatırlattı. Kafka’nın Gregor Samsa karakteri ile Güney Koreli yazar Han Kang’ın Yonğhe karakteri arasındaki benzerlikler dikkatimi çekti. Her iki karakter tamamen aynı değildir ancak çok fazla benzerlikleri vardır.

“Gregor Samsa bir sabah huzursuz düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Bu Kafka’nın ünlü öyküsünün giriş cümlesidir. Samsa huzursuz düşlerden uyanınca bir böceğe dönüşmüştür.

Han’ın romanında ise Yonğhe gördüğü kötü rüyalar sonucu vejetaryen olmuştur. O da bir tür dönüşüm geçirmiştir.


Hem Samsa hem de Yonğhe’nin geçirdiği dönüşüm/değişim, onları kendi aileleri gözünde yabancılaştırmıştır. Samsa bedensel olarak tamamen dönüşmüştür, çünkü artık bir böcektir. Her ne kadar Yonğhe dönüşmese de ciddi değişim geçirmiştir, bedensel olarak da özellikle zayıflayarak değişim geçiriyor.

Her iki yazarın karakterlerinin dönüşüm/değişimi onları aileleri gözünde de farklılaştırır. Samsa artık böcek olduğu için odasına kapatılır ve bir böcek gibi beslenir. Artık çalışarak ailesinin geçimini sağlayamıyor, parasal destek veremiyor. Ailesi için pek bir faydası yoktur. Tam aksine odasına kapatılması gereken, korkulan ve iğrenilen bir yaratıktır.

Benzer şeyler Yonğhe’nin de başına gelir. Önce kocası için artık evde etli ve sevdiği yemekler yapamayan bir eş olur. Sonra cinsel isteklerini karşılamaz. Özellikle de vejetaryen olduğu ilk zamanlarda eşiyle birlikte gittiği iş yemeğinde, onun için bir utanç kaynağı olur.

Kafka’nın Samsa’sı ile Han’ın Yonğhe’si arasında sayabileceğim son benzerlik ise son anlarına kadar onlarla ilgilenen kız kardeşleridir. Samsa’nın kız kardeşi onunla ilgilenen ve bir nebze de olsa şefkat gösteren tek kişidir. Vejetaryen’de ise ana karakterin ablasıdır.

Belki daha dikkatli bir okur, bu iki eser arasındaki daha çok benzerliği ortaya çıkarabilir.

Han Kang
Vejetaryen
Özgün adı: 채식주의자
Çev: Göksel Türközü
2. Baskı
April Yayıncılık
İstanbul
2017
160 sayfa.

4 yorum:

  1. Hiç koreli yazar okumadım. Konu da ilginç... Teşekkürler... Sevgiler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim de ilk Kore edebiyatı okumam. Teşekkürler.

      Sil
  2. Konusu ilginçmiş.Merak ettim şimdi. Emeğinize sağlık:)

    YanıtlaSil