25 Mayıs 2017

Henry David Thoreau - Haksız Yönetime Karşı (Sivil İtaatsizlik)

Henry David Thoreau’nun “Sivil İtaatsizlik” (Haksız Yönetime Karşı) başlıklı denemesi, ABD üniversitelerinde öğrencilere en çok okutulan kitaplardan biridir. Amerikalı şair, yazar ve filozof olan Thoreau’nun bu kitabı yazmasının ilginç bir hikâyesi var.

Thoreau henüz hayattayken 1849 yılında bu deneme bir kitabında “Resistance to Civil Government” (Sivil Hükümete Direnme olarak çevrilebilir, çevirmen özellikle haksız hükümete karşı direnme kastedildiği için bu çeviride “Haksız Yönetime Karşı” başlığını tercih etmiştir) olarak basılmıştı. Yazarın ölümünden sonra ise yapılan basımlarda “Civil Disobedience” (Sivil İtaatsizlik) olarak değiştirilmiştir.

Bu denemenin yazılmasının hikâyesi ise şöyle: Henry David Thoreau, vergi vermeyi reddettiği için hapse atılır. Hapiste sadece bir gün geçirir, çünkü birisi vergisini ödeyerek, salıverilmesini sağlar. İşte vergi vermediği, yönetime/hükümete karşı silahsız, kavgasız bir direniş sergilediği için bu bir günlük hapis hayatı ona bu kitabı yazdırır. Kitapta da bu bir günlük hapishane hayatını ayrıntılı anlatıyor yazar.

Thoreau aynı zamanda çok ilginç biridir. Mesela hapisten çıktıktan sonra iki yıl bir ormandaki kulübeye inzivaya çekiliyor ve burada herkesten ve her şeyden uzakta yaşıyor. Walden Gölü kıyısında bir kulübede, doğada geçirdiği iki yıldan sonra ise “Walden” balıklı kitabını yazıyor. Yine bu kitap da ABD’de üniversite öğrencilerine en çok okutulan kitaplar arasında başı çekiyor.

Thoreau bu kitapta birçok şeyi sorguluyor. Hükümeti, yönetimi, yasaları, devlet adamlarını. En başta da yönetime karşı silahsız, kavgasız bir direnişi öğütlüyor. Ancak onun istediği anarşi değildir, devlete de karşı değildir, karşı olduğu şey adaletsizlik, haksızlık, yönetimin kendini düzeltmemesi ve yaptığı haksızlıklardır. Sivil itaatsizlikle ne istediğini ise şöyle açıklıyor:

“Ama, ‘Biz hükümet istemiyoruz’ diyenlerin tersine, gerçekten ayrılmaksızın ve bir yurttaş gibi konuşmak gerekirse diyebilirim ki, ben hükümetin hemen ortadan kalkmasını değil, hemen daha iyi bir hükümet kurulmasını istiyorum.” (s. 11)

Peki Amerikalı yazar Henry David Thoreau en başta yaşadığı dönemin ABD yönetiminin hangi eylemlerine karşıdır ve itiraz etmektedir. Bu kitapta bu konulara bol bol değiniliyor. Birincisi özgürlüğün vatanı olarak takdim edilen bir ülkede köleliğe karşıdır ve bunun kaldırılmasını istiyor. İkincisi ise ABD ile Meksika arasındaki savaşa karşıdır. Bu savaşa karşı olduğu ve vergi verirse savaşı desteklemiş bulunacağı için vergisini vermez ve hapse atılır.

Thoreau’ya göre bir yasa vardır, bir de vicdan. Vicdanın söylediği şey ile yasaların söylediğinin her zaman uyuşmadığını ve yasaların her zaman doğrudan yana olmadığını savunur. Buna örnek olarak da Meksika savaşını misal olarak verir. Ona göre yönetim emretmezse, yöneticiler istemese ne asker ne de polis savaş istiyor.

Devlet adamları, memur, asker ve polis, hizmet ederken vicdanına göre değil, yukarıdan gelen emre ve yasaya göre hareket eder. İşte burada insan, vicdani ile hareket edemediği için yanlış işler yapar, haksızlıklar ortaya çıkar. Aslında yasaların vicdan olmadığını söylüyor. Çünkü yasa yapanlar vicdanları ile değil belli başlı çıkarları düşünerek yapıyor. Bundan dolayı yasaya, hükümete karşı olduğunu söylüyor ve buna karşı olanlar da devlet düşmanı ilan ediliyor. Thoreau şöyle diyor:

"Beri yandan, bir avuç insan, örneğin kahramanlar, yurtseverler, din şehitleri, geniş anlamıyla yenilikçiler ve gerçek adamlar ise Devlet’e vicdanlarıyla hizmet ederler, çok kez de ona karşı gelirler, ister istemez. Genel olarak Devlet onlara karşı düşman gibi davranır.” (s. 14)

Hâlbuki yasaya ve emirlere uyan asker, polis, memur da vicdanına kalsa birçok işi yapmayacak. Askerlerin aslında savaşa gitmek istemediğini, barış istediğini söylüyor. Bunları söylerken tabii ABD ile Meksika arasındaki savaşı kastediyor.

Eseri yazma ve yönetime karşı koyma gerekçeleri ise şu ifadelerle açıklıyor: “Başka deyimle, özgürlüğün sığınağı olmaya çalışan bir ulusun altıda biri köleyse, yabancı bir ordu bütün bir memleketi, haksız olarak istilâ edip asker yasası altına almışsa, bence namuslu insanların hiç beklemeden yapacakları şey başkaldırmaktır.” (s. 16)

Kendisi köleliğe ve Meksika ile savaşa karşıdır. Kendi komşularının da savaşa ve köleliğe karşı olduğunu söylüyor. Ancak ona göre asıl sorun onların hiçbir şey yapmamasıdır. Çünkü onlar hükümete karşı gelirse başlarının derde gireceğinden korkuyorlar. Bunun için de olaylara sessiz ve seyirci kalıyorlar.

“Binlerce insan var ki, kafaca köleliğe de, savaşa da karşıdırlar, ama yine de bunlara bir son vermek için bir şeycik yapmazlar. Kendilerini Washington'un, Franklin'in çocukları sayarlar ama, yine de elleri ceplerinde oturur, ‘Ne yapacağımızı bilemiyoruz’ der ve hiç bir şey yapmazlar; özgürlük sorununu ticaret sorunundan sonraya bırakır, akşam yemeğinin ardından piyasa fiyatlarını, onun yanında Meksika'dan gelen son haberleri rahat rahat okur, sonra da bunların üstüne her halde bir güzel uyku çekerler.” (s. 18)

HAPİSHANEDE GEÇİRDİĞİ BİR GÜN

Kitabın bir bölümünde Thoreau hapishanede geçirdiği bir günü anlatır. Hücresini, hücre arkadaşını, mahkûmların anlattıkları hikâyeler ile yazdıkları şiirlerinden bahseder. Hapse atılmasının sebebi vergisini vermemektir. Ancak bir insanı hapsetmenin, yönetimin beklediği etkiyi yamadığını söylüyor:

“Burada bu insanların etkisiz kaldığını, seslerinin Devlet'i artık etkilemediğini, bu duvarlar arasında devletin düşmanı olmaktan çıktıklarını sananlar, doğrunun eğriden ne denli güçlü olduğunu, haksızlığı azbuçuk tatmış insanın haksızlığa karşı çok daha büyük bir güç ve etkiyle savaşabileceklerini bilmiyorlar demektir.” (s. 29)

Devlete karşı gelmek için sessiz ve silahsız bir devrim öneriyor. Vatandaşın vergisini ödememesini, memurun görevini bırakmasını teklif ediyor.

Sivil itaatsizlik derken, başkaldırın, yakın yıkın ve ortada bir devlet koymayın demiyor. Devleti adil olmaya, doğru olmaya zorlayın diyor. Haksızlığa karşı gelirsem devlet beni yaşatmaz demeyin, sessiz kalmayın diyor. Çünkü eğer devlet kendi hatalarını kendisi denetleyip sürekli düzeltmezse bunu sivil itaatsizlikle vatandaşların yapası gerektiğini söylüyor.

Yasalara uymaktan yanadır ve şöyle der: “Daha çok, ülkenin yasalarına uymak için adeta bir takım bahaneler bile ararım. Bu yasalara uymaya çoktan razıyım.” (s. 42) Ama ondan önce de yasaların ve yönetimin daha iyi olması (ki her zaman eksiği vardır) için yurttaşların aktif bir şekilde onu daha iyi yapmaya çalışmalarından yanadır. Bunu da sorgulayarak yapmakla olabileceğini söylüyor. Eğer sorgulamadan sadece boyun eğerek yönetimin dayattığı her şey kabul edilirse ilerlemeden değil, bağnazlıktan ve geriye gitmekten söz edilebilir.

DİKKAT ÇEKEN ALINTILAR

“Altınlar sırmalar içinde bir orospu
Urbasının kuyruğu eller üstünde ama ruhu çamurlar içinde.” (s. 17)

“Her türlü oy verme isi bir çeşit kumardır; tıpkı dama ve tavla oyunu gibi, azbuçuk ahlâka bulanmış, doğru ve yanlışla, ahlâksal sorunlarla ilgili bir kumar.” (s. 19)

“İnsanı haksız yere hapse atan bir yönetim altında dürüst bir insanın asıl yeri cezaevidir.” (s. 28)

Henry David Thoreau
Haksız Yönetime Karşı (Sivil İtaatsizlik)
Özgün adı: Resistance to Civil Government (Civil Disobedience)
Çev: Vedat Günyol
Çan Yayınları
İstanbul
1963
55 sayfa.

2 yorum: