30 Eylül 2016

Ray Bradbury - Fahrenheit 451

Ray Bradbury’nin distopya romanı Fahrenheit 451, gelecekte kitapların olmadığı, yasak olduğu ve yakıldığı bir dünyayı anlatıyor. Çünkü kitap okumak insanın zihnini karıştırıyor, mutsuz ediyor. Ancak yaygın olan ve evlerin duvarlarını boydan doya kaplayan “duvar ekranlar” ise insanları eğlendiriyor ve mutlu ediyor.

Ray Bradbury, kitaba da ismini verdiği 451 fahrenhayt derecenin (232 celsius derece) kitap kağıtlarının alev alma sıcaklığı şeklinde açıklıyor. Bu distopik dünyada bir de kitapları yakmakla görevli itfaiyeciler var. Üniformalarında semender simgesi ve 451 yazan bu itfaiyeciler bildiğimiz yangın söndüren türden değil. Bunlar, kitapları ve çoğu zaman da bulundukları evleri de yakan itfaiye görevlileridir.

Hatta insanlar bir zamanlar itfaiyecilerin yangın çıkarmak yerine, yangını söndürdüklerini de unutmuşlardır. Bunun düşüncesi bile bir itfaiyeci olan kitabın ana karakteri Guy Montag için de komik geliyor. Komşusu olan bir kızla bu konuda aralarında geçen konuşma ise şöyle:

“Clarisse:
— Evvelce itfaiyecilerin yangın yapacakları yerde yangın söndürdükleri doğru mu?, dedi.
— Hayır. Evler her zaman yangına dayanıklıydı, sözüme inanabilirsin.
— Garip. Bir zamanlar, çok eskiden evlerin kazayla yandığı ve itfaiyeciler tarafından söndürüldüğünü duymuştum.” (s. 10)

Montag da kitap yakan itfaiyecilerden. Birçoğuna göre kitaplar yakılmalı, çünkü içindekiler anlamsız ve gereksiz şeylerdir. Ancak belli bir süre sonra Montag da evinde gizli bölmede kitap saklamaya başlar. Bazen gittikleri yangınlardan kitapları koltuğunun arasına sıkıştırır ve eve getirir. Ancak Clarisse ile tanıştığında bunun tam tersi ifadeler kullanır.

“İyi iş. Pazartesi günü Millay’ı, Çarşamba günü Whitman’ı, Cuma günü Faulkner’i yakarsın, hepsini kül haline getirirsin, sonra külleri yakarsın. Resmi sloganımız bu.” (s. 9)

İtfaiyeciler yaptıkları işe çok önem verir. Bunu bir disiplin haline getirmiş ve kurallar oluşturmuşlardır. Kitap yakmanın doğru olduğu, kitap okumanın zararlı olduğu görüşünü kabul etmişlerdir. Kuralları ise kısa ve öz şekilde şöyle:

“Kural 1. Alarma hemen cevap verin.
2. Yangını hemen başlatın.
3. Her şeyi yakın.
4. Derhal itfaiye merkezine rapor verin.
5. Diğer alarmlar için hazır bekleyin.” (s.34)

Ancak münferit de olsa itfaiyeciler arasında yaptıkları işi sorgulayan insanlar çıkıyor. Bunlardan biri de Montag’dır. Artık içinde büyüyen bir şüphe, bir merak var. Sadece kitapların yakılmasına karşı olmakla kalmaz, onların yeniden basılması düşüncesine varır ve bunun için harekete geçmeye karar verir.

Buna birkaç şey sebep oluyor. Evlerinde dört duvardan üçünde boydan doya “duvar ekran” var. Genel kanıya göre bu ekranları izleyen insanlar eğleniyor ve mutlu oluyorlar. Ancak bir gün eve döndüğünde eşinin baygın ve kullandığı hap kutusunun da boş olduğunu görür. Yanlışlıkla mı hepsini içti, yoksa intihar mı etti? Kötü olan yanı eşini ölümden kurtardıktan sonra bile eşi neler olduğunu hatırlamaz. İnsanlar mutluysa neden intihar vakaları bu kadar artıyor.

İkincisi ise bir kadının evinde kitapları ile birlikte yakılmasına şahit olur. Kadın kitaplarını bırakmaktansa yakılmayı göze alır. Bunu düşünmeye ve sorgulamaya başlar. “Kitaplarda bir şeyler olmalı, bizim tahayyül edemeyeceğimiz bir şeyler olmalı ki kadın da kitaplarıyla beraber yanmaya razı oldu. Sebepsiz yere neden kendisini yakmış olsun!” (s. 50)

Bu şüphelerin içinde yeşermesine bir de Clarisse, sorduğu sorular ve söylediği şeyler sebep olur. Montag’ı çok etkiler ve değiştirir. Clarisse şöyle der: “Kendi akranım çocuklardan korkuyorum. Birbirlerini öldürüyorlar. Evvelden de böyle miydi? Amcam bunun olağan olduğunu söylüyor. Sadece geçen yıl altı arkadaşımı vurdular. Arkadaşlarımdan en az on kişi araba kazasında öldü.” (s. 31)

Bardağı taşıran son damla ise eşine ne zaman ve nasıl tanıştıklarını sorması da sebep olmuş olabilir. Eşi hatırlamaz. Hatırlamadığı bir çok şey gibi. İnsanlar bir uyku sersemi, bir uyuşukluk hali var. Romanın ana karakteri Montag da bu durumdan kurtulmanın yolunun kitaplardan geçtiğini düşünmeye başlar.

“Belki bu kitaplar bizi inimizden çıkartır. Belki de bizi bunun için kitap okumaktan men ediyorlar! Belki de kitaplar bizim de delice davranışlarda bulunmamızı önler!” (s. 70) diye düşünürken, aynı zamanda neden mutlu olmadıklarını da sorgular: “Mutlu olmak için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz, fakat mutlu değiliz. Kayıp olan bir şeyler var. Çevreme bakındım. Gördüğüm tek şey, yıllardan beri yaktığım kitaplardan kalan artıklar. Bu bakımdan kitapların yardımcı olabileceklerini düşündüm.” (s. 79)

Montag harekete geçmeye karar verdiğinde bir arkadaş arar. Aslında bu aynı zamanda bir suç ortağıdır da onun için. Birlikte bir şeyler yapabilirler. Ama ilk önce neden kitaplardan korkulduğunu anlamaya çalışır. Eski bir profesör olan ihtiyar arkadaşı ise olayı kısaca şöyle özetler:

“İyi yazarlar genellikle hayatın gerçeklerine dokunurlardı. Bu bakımdan kitaplardan neden bu kadar nefret edildiğini, korkulduğunu anlıyor musunuz? Hayatın gerçek yönlerini veriyorlar.” (s. 79)

Bradbury bu kitabı 1953’te yayınlamış ve gelecek toplum için bir öngörüde bulunmuştur. Belki gerçek anlamda kitaplar yakılmıyor ancak kitapları yakmak için itfaiyecilere de ihtiyaç yoktur. Çünkü insanlar okumayı yavaş yavaş terk ediyor. Bradbury bunun için en büyük engelin televizyonlar olduğunu öngörse de günümüzdeki herkesin cebine kadar giren ve her yerde ulaşılması kolaylaşan sosyal medya kullanımı görse nasıl bir roman yazardı?

“Yarım asır önce terk edilmiş bir kitabı alıp tekrar yayınlamak işe yaramaz. Unutma, itfaiyeciye pek ihtiyaç yoktur. Çünkü, toplum okumaktan yavaş yavaş vazgeçmiştir. Sizler sirklerde gösteri yapan insanlara benzersiniz. Yangından herkes korktuğu için kimse okumaya yanaşmıyor. Toplumun içinden çok az taraftar bulabileceğimizi sanıyorum... Her ne olursa olsun aptalın birisin. İnsanlar yangınla eğleniyorlar.” (s. 83)

Kitapların yakılması ile Bradbury’nin distopik dünyasında aynı zamanda geçmiş de yok olmuştur. Toplumun hafızası da. Kitapların yakılmasına karşı olan insanlar ise çözüm olarak her biri bulduğu bir kitabı ezberleyerek gelecek nesillere ulaştırma yöntemini seçmiştir. Bir insan, bir kitap; “kitap insanlar”. Ancak bazen bir şeyin yeniden doğması için kül olması da gerekebilir.

Yazar bunu küllerinden doğan efsanevi kuş örneğini vererek kurguladığı dünyadaki kül olan kitapların yeniden doğacağı müjdesini de veriyor: “İsanın doğuşundan önce yandıktan sonra tekrar kendi külünden vücut bulan efsanevi bir kuş. Bu kuş zaman zaman kendisini ateşte yakarmış. İnsan oğlunun ilk benzeri. Ateşte yanıp kül olduktan sonra birden alevlerin arasından tekrar fırlar hayat bulurmuş. Biz de şimdi aynı şeyi yapar görünüyoruz. Fakat bu kuşun sahip olmadığı bir şeye biz sahibiz. Yaptığımız şeyin saçmalığını kavrayabiliyoruz. Binlerce yıllardan beri yaptıklarımızı biliyoruz. Bunu hatırlayan insanlar da bu dünyada yaşıyor, bunu hiç unutmamak gerekir.” (s. 150)

Ray Bradbury
Fahrenheit 451
Çev: Reha Pınar
Okat Yayınevi
İstanbul
1971
151 sayfa.

2 yorum:

  1. Okuduğum en iyi distopya kitaplarından birisi. Özellikle yazıldığı tarihte göz önüne alınırsa bana göre özel bir kitap :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Arkadaşım bu güzel kitabı indirme imkanımız varmı acaba ? Sevgiler saygılar.

      Sil